HIZLI OKUMANIN TARİHÇESİ

II. Dünya Savaşı esnasında İngiliz ve Alman uçakları, İngiliz semalarında inatla ve kararlılıkla savaşıyorlardı. Alman Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar Londra’yı yerle bir ediyorlardı. Bu sırada İngiliz kule gözcüleri, üstlerine doğru gelen savaş uçaklarına bakıp, bu uçakların dost veya düşman olduğunu kestirmeye çalışıyorlardı.

Halkın sığınaklarına saklanabilmeleri için, yaklaşmakta olan uçakların amblemlerini erken bir şekilde teşhis edip, halkı geç olmadan ikaz etmeleri gerekiyordu. Bu nedenlere benzer bir tarzda, yaklaşmakta olan düşman uçaklarının sembollerini, İngiliz savaş pilotlarının da çok hızlı bir şekilde fark etmesi, hayati bir önem taşımaktaydı.

Fakat çoğu kez İngiliz pilotlar ve gözcüler düşman uçaklarını fark etmekte geç kalıyorlar ve Londra semalarındaki düşman uçakları şehri bombalamaya başlıyordu. Yaşanmakta olan bu çaresizliğin, önüne geçmek adına, Ohio Üniversitesinde buluşlar yapan Dr. Renshaw’ın takistoskop adındaki aleti geliştirmesi ile beraber, İngiliz savaş pilotları ve gözcülerinin göz hızlarını geliştirerek, binlerce belki de milyonlarca İngiliz vatandaşının hayatını kurtarmıştır.

HIZLI OKUMANIN TARİHÇESİ
HIZLI OKUMANIN TARİHÇESİ

Bu aletle İngilizler kalifiye pilot ve gözcüler yetiştirdi. Eğitim sırasında İngiliz pilot ve gözcülere dost ve düşman uçaklarının büyükçe fotoğraflarını gösterdiler. Bu fotoğraflar eğitim ilerledikçe gitgide, küçülmeye, hatta fotoğrafın belirip kaybolma süresini ,minimum seviyeye kadar indirdiler.

Bu eğitimler esnasında İngiliz gözcüler ve pilotların algılama hızları inanılması güç seviyelere yükseldi. Eğitim sürecinin bu kadar pozitif geçmesinden dolayı, Almanların bombardıman 8 uçakları geçmişe nazaran, çok daha erken tespit ediliyor ve İngiliz savaş pilotlarının tepkileri çok daha hızlanırken gözcüler de vatandaşlarına daha erken uyarılarda, bulunarak sığınaklara gitmelerine olanak sağlıyorlardı.

Bu buluş Dünya’da yankı uyandırırken, Amerikalı uzmanlar bu buluşun kelimeleri algılamayı hızlandırmada işe yarayıp yaramayacağını test etmeye karar verdiler ve bu şekilde hızlı okuma teknikleri ortaya çıktı.

Vücudumuzdaki diğer bütün organlar gibi gözümüzde geliştirilmeye açık bir organdır. Göz egzersizleri yaptıkça görünen resim (her ne olursa olsun harf, sayı, vs.) çok daha hızlı bir şekilde beyine yollamaya alıştı. Sinema perdeleri ilk çıktığı dönemlerde çok küçük olduğundan dolayı, yapılan sinema filmleri o küçük perdeye sığacak şekilde çekilirdi. Bunun sebebi ise o dönemlerde gözün, başımızı çevirmeden yalnızca bu kadar bir alanı görülebileceği sanılıyordu.

Amerikalı uzmanlar 1950’li yıllarda algılama eşiğini ortaya çıkarmasıyla beraber, göz ucuyla da görme gerçeğini sinemacılar, kaparak sinema perdelerini bugünkü boyutlarına getirdiler. İşte bu tarz teknikler ile birlikte başımızı sağa veya sola çevirmeye gerek duymadan, gözümüz oldukça geniş bir alanı tarayıp gördüğümüz resimleri beynimize hızla gönderebiliyor. Sinema dünyasının kullanmayı akıl ettiği, bu müthiş buluşu hızlı okumaya uyarlardılar ve gözün her bir kelimeye tek tek odaklanması yerine göz egzersizleri ile, gözün aktif görme alanı genişletilerek 2-3 hatta 4 kelimeye birden odaklanması, yapılan egzersizlerle de bu kelime gruplarının daha hızlı algılamasını sağladılar. Satırın çok daha geniş bir bölümünü algılamayı sağlayarak, hızlı okuma tekniklerinin en etkili şekli alması sağlanmıştır.

Koçluk ve diğer hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.