Öğretmenlik aynı zamanda birçok dünyayı tanımaktır. Çünkü her bir çocuk  ayrı bir dünyadır. Her çocuğun hayalleri, umutları, üzüntüleri, sevinçleri farklıdır. Her bir çocukla farklı bir dünyadan bakar insan.

Bazıları çok iz bırakır insanda, günlerce unutamazsın. Her an aklındadır. Çocukla her karşılaşmanda içini acıtır. Küçücük dünyasında yaşadığı zorluklar. Ama en zoru da elinden hiçbir şeyin gelmemesidir. Böyle bir anımı paylaşacağım sizlerle.

Eylül ayında bir önceki sene sınıf öğretmenliğini yaptığım sınıfa yılın ilk dersiydi. Sınıfa yeni bir öğrencini geldiğini gördüm öğrenciyle tanıştım. 5. sınıfı Manisa’da okumuştu. Şu anda baba annesinin yanında olduğundan bahsetti. Oldukça enerjik, konuşkan ,hareketli bir çocuktu.

Aradan bir ay geçti Kemal sınıfa ve ortama iyice alışmıştı. Hatta o kadar iyi adapte olmuştu ki sınıfın en sevilen, oyun kuran, çocuğu haline gelmişti. Bu işin bir cephesiydi. Diğer cephesi ise pek o kadar iyi değildi. Kemal derslerde, dikkat çekebilmek için her şeyi yapıyordu. Zeki bir çocuk olmasına rağmen derslere katılmıyor ve derste arkadaşlarına şakalar  yapıyor, dersteki bütün dikkati dağıtıyordu.

Tabii bu öğretmenlerin konuyla ilgili şikayetlerinin artmasına neden oldu. Kemal  ile birkaç kez konuşmama rağmen, pek faydalı olamadı. Hatta daha fazla kurallara uymamaya başladı.Babası ile görüşmek istedim. Babası eşiyle yeni ayrıldığını eşinin  Antalya’da olduğunu Kemal’in  ise annesi ile hiç görüşmediğinden bahsetti. Evde de zor bir çocuk olduğunu, babasını ve annesini hiç dinlemediğini, kendisinin de sık sık şehir dışında olduğu, için çocukları ile yeterince ilgilenemediğinden bahsetti.

Anlattıklarının içinde en dikkatimi çeken, annesi ile hiç görüşmüyor olmasıydı. Telefon dahil aylarca annesi ile hiç görüşmemişti. 6. sınıfa giden bir çocuğun annesinden bu kadar uzaklaşması biraz garipti. Kemal ile konuyu konuşmaya karar verdim. Kemal ile yalnız konuşabileceğim bir ortam yarattım. Neden böyle davrandığını sordum. Tabii kemal her zamanki gibi her yaptığına bir bahane uydurdu. Her şeye bir bahanesi vardı. Annesi hakkında sorular sormaya başladığımda, sürekli gülmeye hazır olan tavrından hiçbir eser kalmamıştı. Sorduklarımdan çok rahatsız oldu neden hiç görüşmediğini sorduğumda, ilk önce cevap vermek istemedi. Biraz ısrar ettim anlatacaklarının aramızda kalacağını söyleyince kısık sesle şu cümleleri söyledi;

Annem beni değil eşyaları istedi.

İlk önce pek anlayamadım, olayı açıkladığında annenin boşanma esnasında çocukların velayetini istemediğini, onun yerine eşyaları almak istediğini, anladım Kemal hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ona ne diyebilirdimki olayın nesrinden tutsam elimde kalıyordu. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum .Sadece zamanla bazı şeylerin düzelebileceğini söyleyebildim.

Şimdi daha çok anlıyordum, aşırı neşeli halini her şeye gülmesini. O içindeki hüznü örtmeye çalışıyormuş. O yaştaki bir çocuk için kaldırması oldukça zor bir gerçek.

Annesi ile yaptığım görüşmeler de pek işe yaramadı. Hem annesi hem babası olaylara kendi açılarından bakıyorlardı. Bu çekişme arasında solan çocuklarını görmüyorlardı.

Hadi şimdi gelin bu çocuğa sevgiyi öğretin, başkalarına güvenmesini isteyin, ders çalışmasını bekleyin yapabilir misiniz?

Çok zor değil mi? Bu anlattığım sadece bir örnek Kemal gibi birçok çocuk dağılan ailelerde yitip gidiyor. Anne ve babalar sorunlar yaşayabilir, boşanabilir ancak bütün yaşadıkları zor anlarda bile ilk önce çocuklarını düşünmek zorundalar. Çocukları  yaşanan olumsuzluktan en az etkilenmesini sağlayan tedbirler almalılar. İki tarafta öfkelerini kontrol altında tutmalı, bu öfke içinde çocuklarını yakmamalılar.

Her  çocuk bizim geleceğimizdir. Geleceğimizin yitip gitmesine izin vermeyin.